(Kategoriler : Diğer | Etiketler : sevgi | sevgili | sevgililer günü | Eklenme Tarihi : 2010/02/13 10:50 NM. | Yorum Sayısı : 0 )


“Sevgi” ve “Sevgili” bu iki gizemli kelime ne hoş geliyor kulağa öyle değil mi? İnsanın yüreğini daha duyduğunuzda ısıtıyor. İyi hoş da, sevgili kelimesini ya da sevgi kavramını kullanırken gerçekten samimi miyiz? Bence arkadaş olabilmenin de, dost kalabilmenin de, hatta “sevgili” olabilmenin de ardında sevgiyi tanımak ve öğrenmek yatıyor. Çevremi izlediğimde nedense bir çok kavramın içi boş geliyor. Bu özel sözcükler bir çok kişi için sadece kelime. 

Peki sevgi öğrenilir mi? Bence evet. Bilmediğimiz şeyleri uygulayamayız, sunamayız. Gerçek sevgililer şimdi bana kızacaklar biliyorum, “Sevgililer Günü” nün ardından böyle de yazılır mı diyecekler. Ama sözüm zaten onlara değil ki, sevgiyi hafife alanlara. Haydi dürüst olalım. Çok sevgisiz bir dünyada yaşamıyor muyuz? Her şeyin sunileştiği, boş vaatler, çıkar ilişkileri, içi balon sözcükler ve sadece ticarete hizmet eden özel günler “Anneler Günü”, “Babalar Günü”, “Sevgililer Günü” vb. Bizim için özel olan insanlar sadece o gün mü hatırlanmalılar. Bu şekilcilik nedense beni hep itmiştir.

Bizim çocukluğumuzda böyle günlerin pek önemi yoktu. Çünkü hep sevgi vardı. Bana göre şimdilerde günleri var, ismi var ama kendi yok gibi. Bir çoklarımız hatırlar, flörtlerimiz platonikti, sadece bakışırdık, bugünse sevgi boyut atlamış.

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı ya da mahalle sohbetleri yapmak. Öyle lüks cafeler, büyük alışveriş merkezleri yoktu. Sevgiliyle el ele tutuşmak ne demek, yan yana yürümek bile yanakları elma gibi kızartırdı. Heyecanlarımız büyüktü ama büyük beklentilerimiz yoktu. Cipler, kürkler vb. Samimi bir gülücük, içten bir merhaba ya da sevgi dolu bir bakış en güzel hediye olurdu. Sevgi hala öylesine naif ve temiz mi? Yoksa o da zamana uyup şekil mi değiştirdi dersiniz?

Oğlum sevgilisine hediye almazsa ona küseceğini düşünüyor, kaç gündür onun telaşındaydı. Yani sevgilisini mutlu edecek öncelik kendi varlığı değil, hediye! Oysa bizler bir bankta oturur Eyfel’i satın alırdık.

Sokaklarımız evimiz kadar güvenliydi ve oyun her şeyin atasıydı. Mahalle arası voleybol maçları yapardık. Ya sevgililerimiz bizi seyrederdi ya da biz onları. Her gün sevgililer günüydü.
Şimdi parklar çok ama oynayan çocuklar yok içinde ya da banklarda oturan gençlerde eski ışık yok. Lüks binalar, ışıltılı vitrinler, çok gürültülü cafeler var. Çoğunlukla insanlar suni. Sevgilerde ruh yok. Acaba bu biz miyiz? “Günaydın” demeyen insanlar var artık. Çoğumuz karşı komşumuzu tanımıyoruz. Reklamlarla desteklenen moda akımları var, belden düşen yırtık pantolonlar, kırmızı saçlar vb. Bunlar yeni moda, sevginin yeni tezahürü. Kısacası şimdi sevgiler eskisi gibi değil. Sevgililer de değişmiş. Birbirine yabancı insanlar, çoklu yalnızlıklar yaşanıyor.

Peki ne yapmalıyız? Sevgiyi öğrenmeli, öğretmeli ve önemsemeliyiz. Annem bana anlatma gereği duymamıştı. Ben oğluma anlatıyorum. Verdikçe çoğalan tek şey sevgidir. Olduğun gibi kal, bağışlayıcı ol, salt kendin için sev ve rol yapma. Sevginin en önemli gereksinimi dürüstlüktür. Sahip çıktığınız sevgi önce sizi sonra tüm çevrenizi sarıp sarmalayacaktır.



Yorumlar
Yorum Eklenmemiş...

Yorum Yaz
Adınız: *
E-Mail Adresiniz: *
Web Sitesi:
Yorum: *
Güvenlik Kodu: *